<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erdoğan Hukuk &amp; Arabulucuk &amp; Marka Vekilliği</title>
	<atom:link href="https://tanjuerdogan.av.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tanjuerdogan.av.tr</link>
	<description>Avukat Baran Tanju Erdoğan</description>
	<lastBuildDate>Fri, 17 Jan 2025 19:09:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>
	<item>
		<title>Paralel İthalatta Markanın Değiştirilerek Kullanılması Hakkın Tükenmesi İlkesi Bağlamında Korunur Mu? (SMK 152/2)</title>
		<link>https://tanjuerdogan.av.tr/paralel-ithalatta-markanin-degistirilerek-kullanilmasi-hakkin-tukenmesi-ilkesi-baglaminda-korunur-mu-smk-152-2/</link>
					<comments>https://tanjuerdogan.av.tr/paralel-ithalatta-markanin-degistirilerek-kullanilmasi-hakkin-tukenmesi-ilkesi-baglaminda-korunur-mu-smk-152-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanju Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Jan 2025 19:08:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tanjuerdogan.av.tr/?p=1544</guid>

					<description><![CDATA[Bir ülke içerisinde piyasaya sürülmüş ve satılmakta olan malların aynısının yurt dışından temin edilerek 3. Kişilerce o ülkeye ithali paralel ithalat adını almaktadır.&#160; “Söz gelimi Türkiye’deki tek yetkili satıcı A, bir firmanın televizyonlarını, marka sahibi firmanın verdiği münhasır tek satıcılık yetkisi ile yetkili firmadan satın alarak Türkiye’de satmakta iken, 3. Kişi durumundaki ithalatçı firma B, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="1544" class="elementor elementor-1544" data-elementor-post-type="post">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-729ecf61 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="729ecf61" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-6809a311" data-id="6809a311" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-56c15dcc elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="56c15dcc" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p>Bir ülke içerisinde piyasaya sürülmüş ve satılmakta olan malların aynısının yurt dışından temin edilerek 3. Kişilerce o ülkeye ithali paralel ithalat adını almaktadır.<span style="color: var( --e-global-color-text );font-family: var( --e-global-typography-text-font-family ), Sans-serif;font-weight: var( --e-global-typography-text-font-weight )">&nbsp;</span></p>
<p>“Söz gelimi Türkiye’deki tek yetkili satıcı A, bir firmanın televizyonlarını, marka sahibi firmanın verdiği münhasır tek satıcılık yetkisi ile yetkili firmadan satın alarak Türkiye’de satmakta iken, 3. Kişi durumundaki ithalatçı firma B, aynı malları, yani aynı niteliklere sahip orijinal malları, aynı ülkeden veya farklı ülkeden Türkiye’ye ithal ederse, tek yetkili satıcı bu malların Türkiye’ye ithaline engel olamaz.” (Uğur &nbsp; Çolak, Türk Marka Hukuku, Oniki Levha, 5. Baskı, s.827)</p>
<p>Yargıtay 11. Hukuk dairesi de tek satıcılık sözleşmesine dayanılarak, paralel ithalatın engellenip engellenemeyeceği hususunda ise şu değerlendirmeyi yapmıştır: ‘Tek satıcılık sözleşmesinde sözleşmelerin nisbiliği ilkesi uyarınca kural olarak edimler ve yükümlülükler bu sözleşmenin tarafları arasında, yani yapımcı ile tek satıcı arasında karşılıklı olup, üçüncü kişilere herhangi bir yükümlülük getirmez. Zira tek satıcıya o bölgedeki tekel hakkı tanımak ve bu olanağı sağlamak yapımcıya düşen akdi bir edim olmaktadır. O halde tek satıcının bu hakkını 3. Kişilere karşı haksız rekabet yolu ile koruması ilke olarak mümkün değildir. Ayrıca tek satıcının Türkiye’de reklam yapmak suretiyle Pazar sağlaması, tamir ve bakım sağlaması da Türkiye’de aynı malı kanuni yollardan menşe ülkesinden başkaca ülkelerden orijinal şekilde ithal edip satan kişilerin bu eylemlerinin haksız rekabet kuralları uyarınca men edilmesini gerektirmez.’ (Yargıtay 11. HD, 26.05.1999 T. 1999/2086 E.,1999/4505 K. Ve 14.06.1999 T. 1999/3242 E. 1999/5170 K., 12.03.1999 T. 1998/7997 E. 1999/2098 K.)</p>
<p>Hakkın tüketilmesi hususunu düzenleyen SMK’nun 152. Maddesi 1. Fıkrasında “Sınai mülkiyet hakkı korumasına konu ürünlerin, hak sahibi veya onun izni ile üçüncü kişiler tarafından piyasaya sunulmasından sonra bu ürünlerle ilgili fiiller hakkın kapsamı dışında kalır.” Hükmünü haviyken 2. Fıkrada “Marka sahibi, birinci fıkra hükmü kapsamına giren ürünlerin üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçlı kullanılmasını önleme hakkına sahiptir.” Düzenlemesi ile birinci fıkradaki hükmün markanın değiştirilerek veyahut kötüleştirilerek kullanılması halinde geçerli olmayacağını öngörmüştür.</p>
<p>Tükenme ilkesi marka tescilinden kaynaklanan hakların istisnası iken, tükenme ilkesinin istisnası da piyasaya sunulduktan sonra malların 3. Kişilerce “değiştirilerek” kullanılmasıdır. SMK’nun 152/2. Maddesinde yer alan hüküm nedeniyle marka hakkı sahibi, kendisi tarafından ya da kendi rızasıyla piyasaya çıkmış olsa bile bu malların 3. Kişilerce değiştirilerek veya kötüleştirilerek tekrar ticaret alanına çıkarılması durumunda marka sahibinin buna engel olma hakkı bulunmaktadır. Böylece her ne kadar piyasada mevcut olan ürünleri yurt dışından temin ederek Türkiye’de piyasaya sunan kişi bu eylemini paralel ithalat savunması ile markanın tükenmesi ilkesine bağlarsa da temin ettiği ürünler ve bu ürünler üzerindeki markasal kullanımlarda değişiklik yaparak piyasaya sunması durumunda marka sahibi buna müdahale edebilir. Örneğin yurt dışında ABC markasının ürettiği ürünleri Türkiye’de satmaya yetkilendirilmiş ithalatçı X kişisi; bu markanın ürünlerini yurt dışından daha ucuz fiyatla temin ederek Türkiye’de hiçbir değişiklik yapmadan piyasaya sunan Y kişisinin eylemlerine müdahale edemezken yine aynı ürünü yurt dışından daha ucuz fiyatla temin eden ancak ürünler üzerinde bir takım değişiklikler yaparak veyahut ürünleri QWE markası adı altında piyasaya sunan Z kişisinin eylemlerine müdahale edebilir. Çünkü Y kişisinin eylemleri paralel ithalat bağlamında değerlendirilir ve markanın tükenme ilkesi gereği marka hakkı sahibi buna müdahale edemezken Z kişisinin eylemlerinde marka değiştirilmiştir ve bu durum marka hakkı sahibine zarar verebilme potansiyeli taşımaktadır.</p>
<p>“Davacı vekili, müvekkilinin &#8216;Henkel&#8217; firmasıyla lisans sözleşmesi imzaladığını, adı geçen firmanın &#8216;Loctite&#8217; ibareli yapıştırıcı ürünün sahibi olduğunu, davalı tarafından aynı ürünün ithal edildiğini, ürün ambalajı üzerinde silinti ve kazıntı yapıldığını ileri sürerek, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespitini, menini, ürün ve ambalajlara el konulmasını, imhasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, Hindistan&#8217;dan ithal edilen ürünlerin orijinal olduğunu, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının Hindistan&#8217;dan orijinal &#8216;Loctite&#8217; ibareli yapıştırıcı ürün ithal ettiği, davacının 556 KHK&#8217;nin 13/2 maddesi gereğince ürün ambalajı üzerinde silinti ve kazıntı yapılması durumunda, ürünün piyasaya sürülmesini engelleyebileceğine… karar verilmiştir.” (11. H.D. 2009/10024 E., 2011/2630 K. 14.03.2011 T.)</p>
<p>Böylece paralel ithalatın markanın tükenmesi ilkesi gereği müdahale edilemez olması yani hakkın tükenmesi ancak bu eylem paralel ithalat yapan tarafından ürün ve marka üzerinde değişiklik veyahut kötüleştirme yapılmadığı halde geçerli olmaktadır.</p>						</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tanjuerdogan.av.tr/paralel-ithalatta-markanin-degistirilerek-kullanilmasi-hakkin-tukenmesi-ilkesi-baglaminda-korunur-mu-smk-152-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TİCARET UNVANI İLE MARKA TESCİLİNİN İHTİLAFI</title>
		<link>https://tanjuerdogan.av.tr/ticaret-unvani-ile-marka-tescilinin-ihtilafi/</link>
					<comments>https://tanjuerdogan.av.tr/ticaret-unvani-ile-marka-tescilinin-ihtilafi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanju Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Oct 2024 08:38:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tanjuerdogan.av.tr/?p=1532</guid>

					<description><![CDATA[Ticaret unvanı, tacirlerin işlerini yaparken kullandıkları isimleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Ticaret Unvanı ve İşletme Adını düzenlediği 39. Maddesinde de her tacirin, ticari işletmesine ilişkin işlemlerini ticaret unvanıyla yapmak zorunda olduğunu belirtmiştir. Marka ise, bir ürünün üretildiği mal veya hizmet bakımından başka bir üründen ayırt edilmesini sağlayan işaretlerdir. Türk Patent ve Marka Kurumu’na göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p id="ember473" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Ticaret unvanı, tacirlerin işlerini yaparken kullandıkları isimleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Ticaret Unvanı ve İşletme Adını düzenlediği 39. Maddesinde de her tacirin, ticari işletmesine ilişkin işlemlerini ticaret unvanıyla yapmak zorunda olduğunu belirtmiştir.</p>
<p id="ember474" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Marka ise, bir ürünün üretildiği mal veya hizmet bakımından başka bir üründen ayırt edilmesini sağlayan işaretlerdir. Türk Patent ve Marka Kurumu’na göre Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.</p>
<p id="ember475" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Ticaret Unvanının marka hakkı ile ihtilaf durumuna düşmesi, gerçek kişi ve Kollektif- komandit şirket tüzel kişilerinde pek karşılaşılan bir durum değildir. Çünkü zaten halihazırda gerçek kişiler ticaret unvanlarında adı ve soyadlarını, kollektif ve komandit şirketler ise ortakların ad ve soyadlarını içermektedir. Kişi adlarından oluşan ibarelerin de kolay kolay bir uyuşmazlığa döndüğü görülmemektedir.</p>
<p id="ember476" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Ancak iş Anonim, Limited ve Kooperatif şirketlere gelince farklı bir boyut kazanmaktadır. TTK’nın 43. Maddesinde düzenlendiği üzere bu şirketler ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler. Bu husus da çok önemli bir risk doğurmaktadır: serbestçe seçilen ticaret unvanının, tescilli başka bir marka ile ihtilafa düşmesi. Çünkü tacirler işlerini yaparken bir anlamda ticaret unvanlarını bir marka edasıyla kullanabilmektedir.</p>
<p id="ember477" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Öncelikle belirtmek gerekir ki marka tescili ile ticaret unvanı arasında herhangi bir hiyerarşiden doğan bir üstünlük bulunmamaktadır. Yani marka ile ticaret unvanı eşit konumdadır. Sınai Mülkiyet Kanunun 6. Maddesinin üçüncü fıkrasında tescilsiz marka ya da ticaret sırasında kullanılan işaret sahiplerine, işaret ya da markalarıyla aynı ya da benzer işaretlerin aynı ya da benzer mal veya hizmet sınıfında tescil talebinde bulunulması halinde, sonraki marka başvurusuna Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde itiraz hakkı vermektedir. Bu hakkın kullanılabilmesi için tescilsiz kullanılan marka ya da işaretin ayırt edici nitelik kazanmış olması gerekir. Yine SMK’nın 7/3-e maddesine göre işaretin ticaret unvanı veyahut işletme adı olarak kullanılması da marka hakkı kapsamında değerlendirilmektedir.</p>
<p id="ember478" class="ember-view reader-text-block__paragraph"><strong>SMK Madde 6</strong> – (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.</p>
<p id="ember479" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Hemen belirtilmelidir ki, herhangi bir işaretin marka gibi kullanılması “markasal kullanım” olarak adlandırılmaktadır. Bir işaretin marka olarak kullanılıp kullanılmadığı ise o işaretle karşı karşıya gelen ortalama niteliklere sahip bir tüketicinin algısına göre belirlenmelidir. Şayet ortalama tüketici, o işareti bir mal veya hizmetin markası gibi algılıyorsa markasal kullanımdan söz edilecektir. Markasal kullanımdan söz edebilmek için işaretin sadece mal veya hizmet üzerinde kullanılması zorunlu olmayıp, ilanlarda, kataloglarda, ticari belgelerde kullanılması mal veya hizmetle bağlantılı olarak markasal etki doğuracak şekildeki tüm kullanımları markasal kullanım oluşturacaktır.¹</p>
<p id="ember480" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Türk Ticaret Kanunu’nun 52. Maddesi, ticaret unvanının ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılmasına karşı koruma altına almaktadır. Temelinde marka hakkının korunması da ticari dürüstlüğün bir göstergesi olmakla beraber marka hakkına tecavüz eylemi ticari dürüstlüğe aykırı bir eylem olarak kabul edilebilecektir. Bu doğrultuda ticaret unvanının haiz olduğu -markasal kullanım hakkı dahil- tüm haklar esasında Türk Ticaret Kanunu’nun 52. Maddesi ile koruma altına alınmıştır. Bu sebepledir ki marka tescilinin koruması ile ticaret unvanının koruması arasında bir hiyerarşi bulunmamaktadır. Böylece sonraki marka hakkı önceki ticaret unvanının haklarına ihlal oluşturacak ve bu unvan TTK’nın 52. Maddesi gereğince korunacak; sonraki unvan kullanımı da önceki marka tesciline ihlal oluşturacak ve bu marka, tescil yoluyla korunacaktır.</p>
<p id="ember481" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Tabii ki marka ile ticaret unvanı arasındaki ihtilaf incelenirken, bir kullanımın marka hakkı ihlali oluşturabilmesi için gerekli temel koşulların da varlığı aranmaya devam edilmelidir.² Bir kullanımın, başka bir markanın haklarına tecavüz teşkil etmesi için (tanınmış marka olmamak koşuluyla) elbette ki markanın tescilli olduğu mal veya hizmet sınıfında kullanılması gerekmektedir. Bu husus, ticaret unvanının markaya tecavüzü hususunda da değerlendirilmelidir. Bir ticaret unvanı ancak ilgili markanın tescilli olduğu mal veya hizmet sınıfında markasal olarak kullanılması durumunda markaya tecavüz teşkil etmiş olacaktır. Şayet XYZ markası, mutfak aletlerini kapsayan 8. Sınıfta tescilli iken marka tescilinden daha sonra kurulan XYZ … A.Ş. isimli şirketin ticaret unvanının tescilli marka ile aynı olmasına rağmen şirket tekstil ürünleri alanında faaliyet göstermekte ise bu ticaret unvanı, markaya tecavüz teşkil etmemiş olacaktır.</p>
<p id="ember482" class="ember-view reader-text-block__paragraph">Netice itibariyle ticaret unvanı ile marka tescili arasında hiyerarşik bir üstünlük bulunmaması nedeniyle her iki tescil yolu da eşdeğer olarak görülmektedir. Bu doğrultuda bir markanın tescil edilmesi durumunda sonrasında aynı mal veya hizmet grubunda faaliyet gösteren tacirin ticaret unvanı markanın haklarını ihlal etmiş olacak, aynı şekilde ticaret unvanından sonra ortaya çıkan markanın, ticaret unvanının kullanıldığı mal veya hizmet sınıfında tescil edilmesi halinde markanın ticaret unvanından doğan hakları ihlal etmesi söz konusu olacaktır. Elbette ki tüm bu hususlar incelenirken salt bu durum değil, marka veyahut ticaret unvanından doğan hakların ihlal edilmesi şartlarının da göz önünde bulundurulması gerekecektir.</p>
<blockquote>
<p id="ember485" class="ember-view reader-text-block__paragraph"><em>1 Bilge, Mehmet Emin; Ticari Ad ve İşaretler Arasında Karıştırılma Tehlikesi, Ankara, 2014, s. 116</em></p>
<p id="ember486" class="ember-view reader-text-block__paragraph"><em>2 Çolak, Türk Marka Hukuku, Oniki Levha, s.750</em></p>
</blockquote>
<p style="text-align: center">
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tanjuerdogan.av.tr/ticaret-unvani-ile-marka-tescilinin-ihtilafi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU GEREĞİ HAKSIZ REKABET  FİİLİ, DAVA ŞARTI VE CEZAİ SORUMLULUĞU</title>
		<link>https://tanjuerdogan.av.tr/6102-sayili-turk-ticaret-kanunu-geregi-haksiz-rekabet-fiili-dava-sarti-ve-cezai-sorumlulugu/</link>
					<comments>https://tanjuerdogan.av.tr/6102-sayili-turk-ticaret-kanunu-geregi-haksiz-rekabet-fiili-dava-sarti-ve-cezai-sorumlulugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanju Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Oct 2024 08:11:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tanjuerdogan.av.tr/?p=1523</guid>

					<description><![CDATA[Bir kişinin Ticaret hayatının zorlukları içerisinde kendi emeği, fikirleri, alın teri ile elde ettiği tanınırlığını ve bu tanınırlığı sayesinde elde ettiği haklı kazancını; bu emekleri, fikirleri, alın terini ortaya koymadan ve hak etmeden başka bir kişinin faydalanmasını ve bunun sonucunda kazanç sağlayıp ticari başarıya ulaşmasını elbette ki hukuk düzenin korumaz. Çünkü bu ticari başarı ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kişinin Ticaret hayatının zorlukları içerisinde kendi emeği, fikirleri, alın teri ile elde ettiği tanınırlığını ve bu tanınırlığı sayesinde elde ettiği haklı kazancını; bu emekleri, fikirleri, alın terini ortaya koymadan ve hak etmeden başka bir kişinin faydalanmasını ve bunun sonucunda kazanç sağlayıp ticari başarıya ulaşmasını elbette ki hukuk düzenin korumaz. Çünkü bu ticari başarı ve kazancı haksız fiilleri sonucu elde etmiş olur. Dürüstlük kuralına aykırı olan bu haksız fiilleri sonucu elde ettiği ticari başarı ve faaliyetler de bir başkasının ticari faaliyetlerine zarar verme tehlikesi bulundurmaktadır. Dolayısıyla bu fiiller de Türk Ticaret Kanunu uyarınca Haksız Rekabet teşkil etmektedir.</p>
<p>6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu; 54/2 maddesi ile haksız rekabeti,<br />
<strong>MADDE 54-</strong> <em>(2) Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri </em><em>etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari </em><em>uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.</em></p>
<p>Hükmü ile düzenlemeye başlamaktadır. Mezkûr Kanun maddesi uyarınca dürüstlük kuralına vurgu yapılmıştır.</p>
<p>Peki nedir bu dürüstlük kuralı? Türk Medeni Kanun’u 2. Maddesinde dürüstlük kuralından bahsedilmektedir.<br />
<strong>MADDE 2- </strong><em>Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük </em><em>kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. </em>düzenlemesi ile kanun koyucu, bireylere verdiği hakları kullanmakta ve borçlarını yerine getirmekte ancak ve ancak dürüst bir biçimde davranmak zorunda olduğunu düzenlemektedir. Bu hakların kullanımında dürüstlük kuralına uyulmayıp hakkın açıkça kötüye kullanılmasının da hukuk düzeni tarafından korunmayacağını belirtmiştir. Bu durumu ilerleyen kısımlarda TTK’da düzenlenen ve dürüstlük kuralına dayanan haksız rekabet fiilini incelerken daha açık bir şekilde gözlemleyeceğiz.</p>
<p>Dürüstlük kuralının kapsamı genel anlamda tam olarak düzenlenmemiş ise de Türk Hukuk Sisteminin yoruma açık yapısı ile incelediğimiz zaman; Türk örf, adet ve gelenekleri, toplum yapısı ışığında dürüstçe, namuslu bir biçimde, ahlaklı ortalama bir bireyin benzer durumda izleyeceği yolu takip eden, makul ve mantıklı bir şekilde, hilesizce fiillerini eda etmekte olan bir bireyin eylemleri dürüstlük kuralına uygundur diyebiliriz.</p>
<p>Haksız Rekabet fiilinin oluşması için dürüstlük kuralına aykırı bir hal ortaya çıkacaktır ve TTK bu durumları “Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar” kenar başlıklı 55. Maddesiyle düzenlemektedir.</p>
<p><strong>MADDE 55-</strong> <em>(1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır:</em><br />
<em>a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı </em><em>davranışlar ve özellikle;</em><br />
<em>1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari </em><em>işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek,</em><br />
<em>2. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, </em><em>stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı </em><em>açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek,</em><br />
<em>3. Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek </em><em>müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru </em><em>olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak,</em><br />
<em>4. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan </em><em>önlemler almak,</em><br />
<em>5. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, </em><em>rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak </em><em>şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi </em><em>benzer yollardan öne geçirmek,</em><br />
<em>6. Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik fiyatının </em><em>altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde </em><em>müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak; şu kadar ki, satış </em><em>fiyatının, aynı çeşit malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin benzer hacimde alımında </em><em>uygulanan tedarik fiyatının altında olması hâlinde yanıltmanın varlığı karine olarak kabul </em><em>olunur; davalı, gerçek tedarik fiyatını ispatladığı takdirde bu fiyat değerlendirmeye esas olur,</em><br />
<em>7. Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltmak,</em><br />
<em>8. Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak,</em><br />
<em>9. Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, </em><em>yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak,</em><br />
<em>10. Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya </em><em>yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satış fiyatını veya taksitle </em><em>satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmemek,</em><br />
<em>11. Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek </em><em>veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık </em><em>beyanlarda bulunmamak,</em><br />
<em>12. İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi </em><em>sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, fiyatı, ödeme şartları, </em><em>sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkına veya kalan borcu vadeden önce ödeme </em><em>hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanmak.</em><br />
<em>b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; özellikle;</em><br />
<em>1. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış </em><em>oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek,</em><br />
<em>2. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve </em><em>onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar </em><em>sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak,</em><br />
<em>3. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin </em><em>üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek,</em><br />
<em>4. Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya </em><em>tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden </em><em>caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine </em><em>yöneltmek.</em><br />
<em>c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle;</em><br />
<em>1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz </em><em>yararlanmak,</em><br />
<em>2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine </em><em>yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak,</em><br />
<em>3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma </em><em>ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak.</em><br />
<em>d) Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak </em><em>ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını </em><em>değerlendiren veya başkalarına bildiren dürüstlüğe aykırı davranmış olur.</em><br />
<em>e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan </em><em>veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı </em><em>davranmış olur.</em><br />
<em>f) Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak. Özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer </em><em>taraf aleyhine;</em><br />
<em>1. Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde </em><em>ayrılan, veya</em><br />
<em>2. Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, </em><em>önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.</em></p>
<p>Sayılan Haksız Rekabet Hallerinin başlıcaları incelendiğinde her birinin az önce de bahsettiğimiz Türk örf, adet ve geleneklerine, toplum yapısına, dürüstlüğe, ahlaka uymayan ve makul olmayan fiillerin dürüstlük kuralına aykırı olarak haksız rekabet teşkil ettiği görürüz. Bu<br />
fiiller dürüst bir ticaretçinin yapmasının sakıncalı olduğu ve bu fiiller sonucunda elde edilecek gelirin haksız bir biçimde olacağı, dürüstlüğe tamamen aykırı olacağı gerekçesiyle Haksız Rekabet teşkil etmektedir.</p>
<p>“Bir olayda haksız rekabetin mevcut olabilmesi için, şu unsurların bir arada bulunması gerekir:<br />
1-Bir fiille, iktisadi rekabet hakkının doğruluk ve dürüstlük kaidelerine aykırı olarak suistimal edilmiş olması gerekir.<br />
2-Bu fiil sebebiyle başka bir şahsın -veya şirketin- iktisadi menfaatleri zarar görmüş olmalı veya zarar görme tehlikesine maruz bırakılmalıdır. Bir başkasının alın teri ve emeğinden, fikrinden, yıllarca çalışıp didinerek ancak elde edebildiği haklı şöhretinden faydalanmak suretiyle ticari hayatta başarı elde etmek isteyen bir başka kimsenin bu nevi hareketi kendi emek, çalışma ve şöhretine dayanmadığı için haksız rekabet sayılır.”1</p>
<p>Haksız Rekabet teşkil eden bir fiili ifa eden kişinin hukuki sorumluluğu nedir? Yukarıda bahsettiğimiz üzere Haksız Rekabet teşkil etmek için bir başkasının haklı ticari faaliyetlerinden yararlanma amacı olmalıydı. Emeğinden faydalanılan, iktisadi faaliyetleri zarar gören veya zarar görme tehlikesinde bulunan kimse TTK 56. Maddesi uyarınca haksız rekabet fiilini gerçekleştiren kimseyi dava edebilir.<br />
<strong>MADDE 56-</strong> <em>(1) Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari </em><em>faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle </em><em>karşılaşabilecek olan kimse;</em><br />
<em>a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini,</em><br />
<em>b) Haksız rekabetin men’ini,</em><br />
<em>c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet </em><em>yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün </em><em>önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların</em><br />
<em>imhasını,</em><br />
<em>d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini,</em><br />
<em>e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi </em><em>tazminat verilmesini, </em><em>isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet </em><em>sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir.</em><br />
<em>(2) Ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler </em><em>de birinci fıkradaki davaları açabilirler, ancak araçların ve malların imhasını isteyemezler.</em><br />
<em>(3) Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin </em><em>ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer meslekî ve ekonomik birlikler ile </em><em>tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla </em><em>kamusal nitelikteki kurumlar da birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davaları </em><em>açabilirler.</em><br />
<em>(4) Bir kimse aleyhine birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri gereğince verilmiş olan hüküm, </em><em>haksız rekabete konu malları, doğrudan veya dolaylı bir şekilde ondan ticari amaçla elde etmiş </em><em>olan kişiler hakkında da icra olunur.</em></p>
<p>Madde 56’da açıkça görüldüğü üzere iktisadi faaliyetleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşı karşıya olan kimse, bu fiilin haksız olup olmadığının tespitini isteyebilir. Ardından tespit edilen haksız rekabetin men’ini ve bu haksız rekabet sonucu karşı tarafın elde ettiği maddi durumun ortadan kaldırılmasını, bu haksız rekabet durumu gerçekleşirken yanlış veya yanıltıcı bir biçimde gerçekleşmişse bu beyanların düzeltilmesini2 ve haksız rekabetin önlenmesinin kaçınılmaz olduğu durumlarda haksız rekabetin oluşmasında etkili olan araçların ve malların imhasını isteyebilir. Ayrıca haksız rekabet fiilinin oluşmasında karşı tarafın kusuru varsa zarar ve zıyanın tazminini, TBK md. 58 ile ön görülen şartlar oluşmuş ise3 de manevi tazminat talep edebilir.</p>
<p>Ayrıca TTK md. 57’ye göre haksız rekabet fiili, çalışanlar ve işçiler tarafından teşkil edilmiş olursa da TTK md. 56’nın birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerindeki yukarıda bahsettiğimiz davalar işçileri ve çalıştıranları çalıştırana karşı da açılabilmektedir.</p>
<p>Dava açma hakkı elbette bir zamana tabiidir. TTK md. 60’ta düzenlendiği üzere, “56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur.” Şeklinde süreye tabii tutmuş, bu sürenin geçmesi üzerine hukuk davası hakkının zamanaşımına uğrayacağını düzenlemiştir.</p>
<p>Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile düzenlenen ihtiyati tedbir hususuna uygun olarak dava açma hakkı bulunan kimsenin talebi üzerine mahkeme, mevcut haksız rekabet fiilinin ortadan kaldırılmasına, önlenmesine veya yanıltıcı beyanların düzeltilmesine yani 56. Maddeye göre dava hakkı olan kişilerin taleplerinin yerine getirilmesine karar verebilir. Bu durum TTK md. 61 ile düzenlenmektedir. İlgili maddenin 2. Fıkrasında düzenlendiği üzere hak sahibinin yetkilerine tecavüz teşkil eden durumlarda cezayı gerektiren haksız rekabet teşkil eden mallara (artık suça konu mal haline gelmiş olur) ithalat ve ihracat sırasında hak sahibinin talebi üzerine gümrük idareleri tarafından İHTİYATİ TEDBİR niteliğinde el konulabilir. Ardından gelen 4. Fıkra ise bu tedbir ve el koyma kararının tebliğinden itibaren on gün içerisinde esas davasının açılmaması veya mahkemeden tedbir niteliğinde karar alınmaması durumunda idare tarafından verilen el koyma kararının ortadan kalkacağını düzenlemiştir.</p>
<p>Cezayı gerektiren bir fiil suç halini alır. Haksız rekabet açısından da cezayı gerektiren haller TTK md. 62 ile düzenlenmektedir. Öyle ki haksız rekabetin cezayı gerektirdiği haller; “<em>a) 55 </em><em>inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler, b) Kendi icap ve </em><em>tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari </em><em>faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler, c) Çalışanları, vekilleri </em><em>veya diğer yardımcı kimseleri, çalıştıranın veya müvekkillerinin üretim veya ticaret sırlarını ele </em><em>geçirmelerini sağlamak için aldatanlar, d) Çalıştıranlar veya müvekkillerden, işçilerinin veya </em><em>çalışanlarının ya da vekillerinin, işlerini gördükleri sırada cezayı gerektiren bir haksız rekabet </em><em>fiilini işlediklerini öğrenip de bu fiili önlemeyenler veya gerçeğe aykırı beyanları </em><em>düzeltmeyenler”</em> şeklinde belirtilip bu fiilleri işleyenler <em>“fiil daha ağır cezayı gerektiren başka </em><em>bir suç oluşturmadığı takdirde, 56 ncı madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz </em><em>bulunanlardan birinin şikâyeti üzerine, her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla </em><em>kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar.”</em> Hükmüne havidir. Görüldüğü üzere haksız fiil karşısında şikâyet hakkı herkese tanınmamış yalnızca TTK md. 56 gereği HUKUK DAVASI AÇMA HAKKI HAİZ BULUNANLARA tanınmıştır. Dolayısıyla haksız rekabet suçu teşkil eden kimse, dava açma hakkı haiz bulunan kişi-ler- tarafından şikâyet edildiği taktirde her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacaktır.</p>
<p>Haksız Rekabet teşkil eden durumlarda hukuk davaları için zaman aşımı süresi olduğundan bahsetmiştik. Söz konusu Haksız Rekabet fiili suç teşkil ediyorsa bu zamanaşımı süresi TCK gereği değişecektir. Az önce tartıştığımız üzere kişinin eyleminin haksız rekabet suçunu teşkil etmesi halinde <em>“iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar”</em> şeklinde bir düzenleme mevcuttur. TCK’nın dava zamanaşımı hususunu düzenleyen 66. Maddesini incelediğimiz zaman;</p>
<p><strong>TCK MADDE 66-</strong> <em>(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; </em><em>… e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda </em><em>sekiz yıl geçmesiyle düşer. </em>Düzenlemesini görürüz. Dolayısıyla TTK gereği iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmedilen Haksız Rekabet suçu için kamu davası zaman aşımı süresi sekiz yıl olarak düzenlenmiştir. Bu sürenin geçmesi üzerine kamu davası açma hakkı düşmüş olur. Eğer ki haksız rekabet fiilini işleyerek suç teşkil eden tüzel kişi ise; 62. Maddedeki hükümler, tüzel kişi adına hareket eden veya etmesi gerekmiş olan kişiler hakkında uygulanır. Tüzel kişi madde 62’de geçen cezalar ile cezalandırılamayacağı ve haksız rekabet fiilini eyleyerek suç teşkil eden kişiler, tüzel kişilik üzerinden faaliyet gösteren gerçek kişiler olduğu üzere TTK md. 63 de bu durumda tüzel kişinin haksız rekabet fiilinin sorumlusunu tüzel kişi adına hareket eden veya etmesi gereken kişi olarak belirlemiş ve cezai sorumluluğu üzerine bırakmıştır. Dolayısıyla şikâyet hakkı, dava açma hakkı bulunan kişilerde sabit kalmak kaydıyla şikayet edilen tüzel kişi adına hareket eden veya etmesi gereken kişiler de her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla TTK 62. maddesi gereği iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacaktır.</p>
<p>Nihayetinde Haksız Rekabet fiili Türk Ticaret Kanunu’nda dürüstlük kuralına dayandırılarak; ticaret hayatında faaliyet gösterenlerin emeğini koruma gayesiyle, haksız bir biçimde başarı ve kazanç elde edenlere karşı rekabeti adil şartlar altına almayı, haklı başarısından haksız bir biçimde faydalanılanı dava yoluyla korumayı ve haksız biçimde faydalananı suç teşkil etmesi halinde cezalandırmayı düzenlemiştir. Bu düzenlemeleri yaparken haksız rekabet fiilini örneklemeler yoluyla ortaya koymuş ve eski TTK ‘da düzenlenmiş olan Haksız rekabet fiiline ek olarak da kamu menfaatinin korunmasına yönelik düzenlemeleri de içinde barındırmıştır. Ancak belirtmek gerekir ki düzenlemiş olduğu haksız rekabet fiilinin maddi unsuru tamamen dürüstlük kuralına dayandırılmıştır. Böylece toplumsal yaşamın bir parçası olan ticari hayatı; dürüstlük kapsamında, toplumsal ahlak düzeninde emeğin ve hakkın koruyucusu olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><em>1 (İsmail DOĞANAY, Türk Ticaret Kanunu Şerhi 1-398, 2. Baskı, Olgaç Matbaası, Ankara, 1981, s.282)</em></p>
<p>2 Şüphelilerden …‘in basına gerçeğe uygun olmayan bilgiler verdiğini, bununla da yetinmeyip haksız yere kamu kurumlarına<br />
şikayet ettiğini, ticari itibarının zedelendiğini ticari faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı ve gereksiz yere incitici<br />
açıklamalar ile kötülediği fiilleri nedeniyle haksız rekabet ettiği iddiası üzerine yürütülen soruşturma sonucu, anılan<br />
Başsavcılığın 2014/1920 ve 2014/2033 soruşturma nolu dosya içerikleri uyarınca şüpheliler hakkında kasıtla hareket<br />
ettiklerine ilişkin kamu davası açmayı haklı gösterecek delil elde edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair<br />
karar verilmiş ise de, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 11/05/2009 tarihli ve 2006/14776 esas, 2009/15807 sayılı ilâmı ve Yargıtay<br />
11. Hukuk Dairesinin 03/03/2008 tarihli ve 2007/839 esasa, 2008/2510 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, anılan 6102 saylı<br />
Türk Ticaret Kanunu’nun 55 ve 62. maddesinde başkalarının faaliyetlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici<br />
beyanlarla kötülemek hali iktisadi rekabetin suistimalini oluşturacağı ve haksız rekabet teşkil edeceği belirtilmiş olması<br />
karşısında, şikayetçi tarafından sunulan 23/09/2014 tarihli Gazete Vatan ve www.hürriyet.com.tr/gundem27425569.asp<br />
uzantılı “Balık ölümlerinde virüs şüphesi” başlıklı internet haber içerikleri ile soruşturma dosyasındaki delillerin şüpheli<br />
hakkında dava açılması için yeterli olduğu gibi bu delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerektiği<br />
gözetilmeksizin, itirazın bu yönden kabulü ile kamu davasının açılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde karar<br />
verilmesinde, isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulmasına<br />
karar verilmiştir (Yargıtay 23. Ceza Dairesi &#8211; Karar : 2015/7468).</p>
<p>3 TBK MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında<br />
bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya<br />
bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.</p></blockquote>
<p style="text-align: center">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tanjuerdogan.av.tr/6102-sayili-turk-ticaret-kanunu-geregi-haksiz-rekabet-fiili-dava-sarti-ve-cezai-sorumlulugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Islah ile tanık listesi verilebilir mi? Islah yoluyla dayanılan yeni vakıalara ilişkin ikinci bir tanık listesi sunulabilir mi?</title>
		<link>https://tanjuerdogan.av.tr/islah-ile-tanik-listesi-verilebilir-mi-islah-yoluyla-dayanilan-yeni-vakialara-iliskin-ikinci-bir-tanik-listesi-sunulabilir-mi/</link>
					<comments>https://tanjuerdogan.av.tr/islah-ile-tanik-listesi-verilebilir-mi-islah-yoluyla-dayanilan-yeni-vakialara-iliskin-ikinci-bir-tanik-listesi-sunulabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdogan-admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2020 21:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tanjuerdogan.av.tr/?p=614</guid>

					<description><![CDATA[Üniversite yıllarından bu yana aklımızda yer etmiş birkaç cümleden biridir: &#8220;Islah ile de olsa ikinci tanık listesi verilemez.&#8221; Peki dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamış olan taraf ıslah ile ilk kez de olsa tanık listesi sunabilir mi? Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29.05.2018 tarihli 2017/8166 E. ve 2018/12089 K. sayılı kararında dilekçesinin deliller kısmında tanık deliline dayanmayan, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite yıllarından bu yana aklımızda yer etmiş birkaç cümleden biridir: &#8220;Islah ile de olsa ikinci tanık listesi verilemez.&#8221; Peki dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamış olan taraf ıslah ile ilk kez de olsa tanık listesi sunabilir mi? Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29.05.2018 tarihli 2017/8166 E. ve 2018/12089 K. sayılı kararında dilekçesinin deliller kısmında tanık deliline dayanmayan, ön inceleme aşamasında da tanık listesi sunmayan tarafın ıslah ile tanık listesi veremeyeceği içtihat edilmiştir.</p>
<p>Dava dilekçesinde tanık deliline dayanmayan tarafça ıslah ile de olsa tanık listesi sunulamadığına göre; daha önceden tanık listesi sunmuş ve ıslah dilekçesinde yeni vakıalara da dayanmış taraf bu vakıalara dayanarak yeni bir tanık listesi sunabilir mi? Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.04.2015 tarihli 2014/21030 E. ve 2015/6532 K. Sayılı kararında yeni vakıalara dayanılarak gösterilen tanıkların ikinci tanık listesi verilemeyeceğine ilişkin yasağa dayanılarak dinlenilmesinden imtina edilemeyeceği karara altına alınmıştır.</p>
<p><i>“Islah yoluyla, dayanılan vakıalar değiştirilebilir veya davaya yeni vakıalar dahil edilebilir. Davacı evvelce göstermiş olsa bile, davaya kattığı bu yeni vakıalara ilişkin delil de gösterebilir. Bu halde, ikinci tanık listesi verilemeyeceğine ilişkin yasağa (HMK. m. 240/2) dayanılarak, gösterilen tanıkların dinlenmesinden kaçınılamaz. Davacının ıslah dilekçesinde gösterdiği tanıklar usulünce dinlenmeli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmelidir.”</i></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tanjuerdogan.av.tr/islah-ile-tanik-listesi-verilebilir-mi-islah-yoluyla-dayanilan-yeni-vakialara-iliskin-ikinci-bir-tanik-listesi-sunulabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dava şartı arabuluculukta yetki itirazı ve itiraz usulü</title>
		<link>https://tanjuerdogan.av.tr/dava-sarti-arabuluculukta-yetki-itirazi-ve-itiraz-usulu/</link>
					<comments>https://tanjuerdogan.av.tr/dava-sarti-arabuluculukta-yetki-itirazi-ve-itiraz-usulu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdogan-admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2020 20:59:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tanjuerdogan.av.tr/?p=612</guid>

					<description><![CDATA[Arabuluculuk kurumuna ilişkin yetki kuralları Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun Yönetmeliğinin 25. Maddesinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Arabulucu Görevlendirmeyi Yapan Büronun Yetkili Olup Olmadığını Resen Araştırabilir mi? Arabulucu görevlendirmeyi yapan adliye arabuluculuk bürosunun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamamaktadır. Yetki İtirazı Kim Tarafından ve Ne Zamana Kadar İleri Sürülebilir? Yetki itirazı ancak karşı taraf, temsilci ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Arabuluculuk kurumuna ilişkin yetki kuralları Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun Yönetmeliğinin 25. Maddesinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.</span></p>
<p><b>Arabulucu Görevlendirmeyi Yapan Büronun Yetkili Olup Olmadığını Resen Araştırabilir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arabulucu görevlendirmeyi yapan adliye arabuluculuk bürosunun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamamaktadır.</span></p>
<p><b>Yetki İtirazı Kim Tarafından ve Ne Zamana Kadar İleri Sürülebilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yetki itirazı ancak karşı taraf, temsilci ve vekili tarafından ve en geç ilk toplantıda ileri sürülebilir.</span></p>
<p><b>İtiraz Üzerine Yapılacak İşlemler Nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yetki itirazı üzerine arabulucu dosyayı derhal ilgili Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmek üzere arabuluculuk bürosuna teslim eder. Mahkeme dosya üzerinden yapacağı incelemede yetkili arabuluculuk bürosunu belirleyip kesin olarak karara bağlar ve dosyayı adliye arabuluculuk bürosuna iade eder.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mahkeme yetki itirazına ilişkin yaptığı incelemede atamayı yapan büroyu değil; görevlendirilen arabulucunun listesinden kayıt bulunduğu komisyonu dikkate alır. Mahkeme büronun yetkisiz olduğuna karar verirse bu karar ayrıca görevlendirilen arabulucuya da bildirilir; yetkili olduğuna kanaat getirirse aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve bu ihtimalde arabulucunun görev süresi yeni görevlendirme tarihinde başlamış sayılır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili adliye arabuluculuk bürosuna başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz adliye arabuluculuk bürosuna başvurma tarihi yetkili adliye arabuluculuk bürosuna başvurma tarihi olarak kabul edilir.</span></p>
<p><b>Yetki İtirazı Nasıl Yapılır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İtiraz usulü ile ilgili olarak gerek kanun gerekse yönetmelikte herhangi bir şekle yer verilmemiştir. Dolayısıyla karşı taraf bu itirazını mail dahil her türlü iletişim aracı ile arabulucuya bildirebilir. İtiraz yapılırken vekil ve temsilcinin arabuluculuk sürecinde temsil yetkisini havi evraklar ile yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgeleri de arabulucuya teslim etmesi gerekmektedir. Zira Mahkeme tarafından yapılan incelemede bu hususlar da dikkate alınmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yetki itirazının arabuluculuk toplantısında sunulması da zorunlu değildir. İşlem güvenliği açısından itirazın ilk toplantıdan önce ıslak imzalı dilekçe ile toplantı sırasında ise zapta geçirilmek suretiyle ileri sürülmesi sağlıklı olacaktır.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tanjuerdogan.av.tr/dava-sarti-arabuluculukta-yetki-itirazi-ve-itiraz-usulu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AYM, yetkisizlik üzerine davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde olduğuna hükmetmiştir.</title>
		<link>https://tanjuerdogan.av.tr/aym-yetkisizlik-uzerine-davanin-acilmamis-sayilmasina-karar-verilmesinin-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlali-niteliginde-olduguna-hukmetmistir/</link>
					<comments>https://tanjuerdogan.av.tr/aym-yetkisizlik-uzerine-davanin-acilmamis-sayilmasina-karar-verilmesinin-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlali-niteliginde-olduguna-hukmetmistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdogan-admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2020 20:58:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tanjuerdogan.av.tr/?p=610</guid>

					<description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, 21.02.2019 tarihinde 30694 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan kararında, ihalenin feshi davasında yetkisizlik kararı üzerine süresinde mahkemeye başvurulmadığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde olduğuna karar vermiştir.   Başvurucu İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2013/… sayılı dosyasında yürütülen icra takibi kapsamında satışına karar verilen taşınmazla ilgili olarak İstanbul 23. İcra Hukuk Mahkemesinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesi, 21.02.2019 tarihinde 30694 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan kararında, ihalenin feshi davasında </span><b>yetkisizlik kararı üzerine süresinde mahkemeye başvurulmadığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde olduğuna karar vermiştir.</b><span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başvurucu İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2013/… sayılı dosyasında yürütülen icra takibi kapsamında satışına karar verilen taşınmazla ilgili olarak İstanbul 23. İcra Hukuk Mahkemesinde ihalenin feshi davası açmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mahkeme 08.06.2015 tarihinde dosya üzerinden yaptığı incelemede taşınmazın ihalesinin feshi yönünden istinabe olunan icra dairesinin bağlı bulunduğu İstanbul Anadolu İcra Hukuk Mahkemesinin yetkili bulunduğuna kesin olarak karar vermiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Davalı tarafından verilen dilekçe ile HMK 20. Maddesi uyarınca kesin olarak verilen yetkisizlik kararı üzerine davacının iki haftalık süre içerisinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmediği ileri sürerek davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi talep edilmiş ve söz <span data-sheets-root="1" data-sheets-value="{&quot;1&quot;:2,&quot;2&quot;:&quot;spotify music promotion&quot;}" data-sheets-userformat="{&quot;2&quot;:4739,&quot;3&quot;:{&quot;1&quot;:0},&quot;4&quot;:{&quot;1&quot;:2,&quot;2&quot;:65535},&quot;10&quot;:2,&quot;12&quot;:0,&quot;15&quot;:&quot;Arial&quot;}"><span style="color: #333333;"><a style="color: #333333;" href="https://spotifypanel.com/">spotify music promotion</a></span> </span> konusu talep kabul edilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başvuran davacı davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karara karşı iç hukuk yollarını tükettikten sonra 05.05.2016 tarihinde bireysel başvuru hakkını kullanmış ve söz konusu kararla Anayasanın 36. Maddesi çerçevesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hukuk Muhakemeleri Kanununun 20.maddesi uyarınca kesin olarak verilen yetkisizlik kararlarına karşı kararın verildiği tarihten itibaren iki hafta içinde mahkemeye başvurarak dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmek gerektiği; aksi takdirde bu mahkemece davanın açılmamış sayılacağına karar verileceği hüküm altına alınmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Keza İcra ve İflas Kanununun ihalenin feshine ilişkin 134. Maddesinde de: </span><i><span style="font-weight: 400;">“İhalenin feshine ilişkin şikayet yetkisiz icra mahkemesi veya mahkemeye yapılırsa, icra mahkemesi veya mahkeme evrak üzerinde inceleme yaparak başvuru tarihinden itibaren en geç on gün içinde yetkisizlik kararı verir. Bu kararlar kesindir.”</span></i><span style="font-weight: 400;">  hükmüne yer verilmiştir.</span></p>
<p><b>Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede:</b></p>
<p><b>Yetkisizlik kararı üzerine süresinde mahkemeye başvurulmadığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin mahkemeye ulaşma imkanını ortadan kaldırdığı, bizatihi kanun maddesi hükmünün içeriğinden kaynaklı bu şekilde uygulama ile mahkemeye erişim hakkına orantısız müdahale edildiği ve başvurucu üzerinde aşırı bir külfet meydana getirdiği sonuncuna ulaşılarak</b></p>
<ul>
<li><b>Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA</b></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">·        </span><b>Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE oybirliği ile karar verilmiştir.</b></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tanjuerdogan.av.tr/aym-yetkisizlik-uzerine-davanin-acilmamis-sayilmasina-karar-verilmesinin-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlali-niteliginde-olduguna-hukmetmistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
